Mal için, makam için hep uğraştım,
sonsuz nimetlerden oldum, ah yazık!
Yol bozuk ve karanlık, önde şeytan,
günah ağır, ağlarım hep, ah yazık!

Hesap defterimde yok bir iyilik,
nasıl kurtulur bu Halid? Ah yazık
Aklını başına topla
Gel ey gurbet diyârında
esir olup kalan insan
gel ey dünya harâbında
yatıp gâfil olan insan!

Gözün aç, bir bak etrâfa
gelip geçti nice paşa
ne delidir bu dünyaya
gönül verip duran insan!

Bülbüle verilse şeker
Kafeste durmaz gider
acep niçin karar eder
bu zindana giren insan!

Biraz daha eyle gayret
elinde var iken fırsat
sonsuz azap çeker elbet
Adam sen de diyen insan.

Azrail başına geldiği zaman
Azrail, başına geldiği zaman
kırılır ayakla kol, yavaş yavaş.
Mevlam nasip etsin din ile iman
akar gözlerinden sel, yavaş yavaş.

Yüksek uçan gönül, yorulur bir gün
ölçü terazisi, kurulur bir gün.
Herkesin yaptığı, sorulur bir gün,
döner mi, yâ Rabbi, dil yavaş yavaş.

Hep nefsine uydun, tevbe etmedin
her bulduğun yedin, şükür etmedin.
Nihayet, bu kara toprağa geldin
çekilir dünyadan el, yavaş yavaş.

Kabrin üzerine dikerler taşı
bir avuç toprağa koyarsın başı.
Baba, oğlun görmez, kardaş kardaşı
gider, geri dönmez yol, yavaş yavaş.

Kâfurlu, ılık suyu koyarlar
o nazlı bedeni, tekmil soyarlar.
Öldüğünü konu komşu duyarlar
gelir geri ahbaplar, yavaş yavaş.

Bak da ibret al
Zâhidâ! Aç gözün, sahraya bak da, ibret al!
Şu direksiz kubbe-i semâya bak da, ibret al!

Görmek istersen, Cenâb-ı kibriyanın kudretin,
her sabah, seher vakti, dünyaya bak da ibret al!

Padişah olsan da, derler “Er kişi niyetine”,
var, musallada yatan mevtâya bak da, ibret al!

Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakir,
varlığa mağrur olan, mecnun değil de, yâ nedir?

Bu âdem dedikleri
Bu âdem dedikleri, el ayakla, baş değil
âdem ruha denilir, surat ile kaş değil.
Beden et ve deridir, ruh bunun serveridir
Hakkın kudret sırrıdır, ruhsuz kalıp hoş değil.

Âdem gerek, su gibi, temizlenip arına
haramlardan kaçınır, nefsi de serkeş değil.
Âdemdedir emanet, ondadır ilmü hikmet
Hakkın katında âdem, daneyi haşhaş değil.

Âdem olan iyi bil, çalışır hep ay ve yıl
ruh gıdası ilimdir, ekmek ve kumaş değil.
Kendi özün anlayan, ruh gözün aydınlayan
Hak sözün pek kavrayan, er olur, ayyaş değil.

Beden hayvanda da var, hissi, onda pek artar,
Kurt gözü, keskinse de, nakş görür, nakkaş değil
Bu yaşa eriştin ne amel kıldın
Bu yaşa eriştin ne amel kıldın?
Ömrün gelip geçti, pişman mı oldun?
Şimdi huzuruma ne yüzle geldin,
derse Allah, sen ne cevap verirsin?

İki yol gösterdim, hem akıl verdim,
bir yolu seçmekte, serbest bıraktım.
Dinin emirlerini terk edip, nefsine uydun,
derse Allah, sen ne cevap verirsin?

Soğuk, sıcak dedin, abdest almadın,
dünyaya daldın, namaz kılmadın.
Cenâbet gezip, gusül etmedin,
derse Allah, sen ne cevap verirsin?

Niçin, abdest alıp, kılmadın namaz,
yalvarıp Hâlıka, etmedin niyaz?
Gusül abdesti almak lazım kış ve yaz,
derse Allah, sen ne cevap verirsin?
Çok azap var Cehennemde
Ramazan geldi dayandı,
camiler nura boyandı.
Top atıldı, kandil yandı,
cümlemiz buna inandı.

İlk on günü, rahmet boldur,
sonra günahlar afv olur.
Bayram gecesi, müminler,
Cehennemden azat olur.

Kardeşim, oruç tut sen de,
namazlarını kıl, hem de!
günahtan sakın her demde,
Çok azap var Cehennemde!

Düşman sana saldırıyor,
oruç zayıflatır diyor.
İlmi fenni, o çiğniyor,
hain, hep yalan söylüyor!

Uyan! Gitti ömrün çoku,
oruç tut, anla aç toku!
İslam kitaplarını oku,
insanlıktan al bir koku!

Dedikleri gerçek imiş
Âlemde doğru dost yoktur,
dedikleri gerçek imiş.
Kulunu saklayan Haktır,
dedikleri gerçek imiş.

Bulut âsumana çıkar,
toprağa rahmetler yağar,
gün doğmadan neler doğar,
dedikleri gerçek imiş.

Eğer insan, eğer melek,
yalvarırım, geçer dilek.
Vefâsızdır çark-ı felek,
dedikleri gerçek imiş.

Bu dünyaya gelen geçer,
herkes kabre girer nâ-çar.
İnsan, bir gün olur, göçer,
dedikleri, gerçek imiş.

Divane nefsim
Hevâ ve hevesten kaçmak isterim
Şu fani dünyadan geçmek isterim
İyiyi kötüden seçmek isterim
Beni bana koymaz, divane nefsim.

Özümü düzene koysam diyorum
Hayrımı, şerrimi, bilsem diyorum
Aklımı başıma alsam diyorum
Beni bana koymaz, divane nefsim.

Doğup ölenlere şöyle bakayım
Gelenden, gidenden ibret alayım
Yolcuya düşeni, derim yapayım
Beni bana koymaz, divane nefsim
Ehl-i Sünnet Kasidesi
Ehl-i sünnet itikadı, sana önce, lazım olan,
Yetmişüç fırka var, amma, Cehennemlik geri kalan,
Müslümanlar, hep sünnidir; cümlenin reisi Numan.
Cennet ile müjdelendi; imanda bunlara uyan.

İtikadı sağlam edip; sonra İslamiyet'e bağlan!
İslamın beş şartını yap; haramlardan sakın heman!
Bir günahı işler isen, tevbe et, kaçırma zaman!
Kim ki uymaz İslam'a, bir gün olur, elbet pişman.

Dinsize sakın aldanma, mahv olursun sen de, aman!
Tatlı söze inanırsan; olur sonra, halin yaman!
İki yüzlüler çoğaldı: dışı melek, içi yılan,
Tuzağa düşürmek için; dost görünür, hem de candan.

Herkes kendin haklı sanır: Kötü der, bana uymayan.
İslamiyet terazidir, odur haklıyı ayıran!
İslam'a uymayan bil ki; doğru yoldan sapık insan.
Bu söze inanır elbet: Tarihi iyi anlayan.

Neden doktora koşuyor; herhangi bir yeri ağran?
Çünkü, ölmek sevmez kimse; her şeyden daha tatlı, can.
Sonsuz yaşamak arzusu; bende yoktur, var mı diyen?
Ölmek, yok olmak değildir; kabir hayatına inan!

Cennet sonsuz, Cehennem de; haber verdi, bunu Kur’an,
Sonsuz dertten sakınmalı; hatta, olsa da, bi güman,
Buna inanmayan da var; yarasa kaçar ziyadan.
Karga çöplükten tad alır; bülbüldür, gülü arayan.

İslamı elbet sevemez, nefse, keyfe düşkün olan.
Bu ikisi, bir olur mu? Ayrıdır iyi, fenadan!
Müslümanlar, hakkı tanır, her mahluka eyler ihsan,
İmansızlar, yılan gibi; lezzet alır can yakmaktan.

Aman ya Rabbi elaman; ne müşkilmiş ahir zaman,
Din bilgisi unutuldu; pek azaldı namaz kılan,
Mason olanlar, sinsice; dini yıkmakta her yandan,
Komünistlerde işkence; Müslümana ölüm, zından.

Bugünkü şaşkın halleri, eylemişti, Resul beyan.
Demişti: (Bir gün gelecek; garib olur, bana uyan.
Her evde, çalgı çalınır; işitilmez olur ezan,
Âlim bulunmaz bir yerde, cahillere kalır meydan!

Müminler, olur zavallı; kafirler, sanki Süleyman,
Kadına uyar her erkek; olur evde hakim, zenan,
Yüksek binalar yapılır; kelb dişi gibi apartman.
Yolculuk süratli olur; uzaklık kalkar aradan.

Zeka, çok şey bulursa da; gaflet, gitmez insanlardan.)
Birgivi kitapta yazdı, eyledi çok hadis beyan:
Kıyamet alametleri, çıkar, birbiri ardından,
Alametlerin meşhuru, sarhoş olur; pek çok kesan.

Âlim diye tanıtılır, dinden haberi olmayan.
Zâlime ikram olunur, kurtulmak için beladan.
Hayasızlık pek çoğalır, deyyuslara kalır meydan,
İnsanların en alçağı, Moskova’da okur ferman.

Herkes kendin âlim sanır, Müslümana denir nadan.
Doğru konuşan azalır, yalancı söyler durmadan.
Çok medh edilen kimsede, bir zerre bulunmaz iman,
Erkekler de kadın gibi, ipek giyer, sıkılmadan.

Gına, zina sanat olup, kız yerine geçer oğlan.
Kadınlar dar libas giyer, hep açılır baldır, gerdan.
Fitne kaplar her tarafı, adam öldürülür yoktan.
Bidat yayılır her yere, kalmaz sünnetlere uyan.

Deccal gibi vicdansızlar, uydururlar binbir yalan,
Bir kimse doğru söylerse, saldırırlar her taraftan.
Erkekler dinini bilmez, taşkınlık eder çok nisvan,
Emir-i maruf unutulur, fısk emir eder şaklaban.

İslamiyet kötülenir, haram işlenir her yandan.
Müslümanlık lafda kalır, ses için dinlenir Kur’an.
Mümine gerici denir, kayrılır mürtet olan.
Bunların hepsi muhakkak, olur kıyamet kopmadan.

Büyük alamet Deccaldir, çıkacağı yer, Horasan.
Sonra, Şam’daki Camie İsa inecek semadan.
Bir hadisde buyuruldu, (Kızım Fatıma evladından,
Babası Abdüllah olan, Mehdi adında bir civan.

Çıkıp dine kuvvet verir, cihana yayılır iman,
İsa aleyhisselamla, birleşerek ol pehlivan.
Deccalı da öldürürler, dünya dolar adl-ü eman.
Yecüc Mecüc adındaki, kavim çıkar sed ardından.

Sayısı milyonlarcadır, her tarafda dökerler kan.
Dabbet-ül-erd çıkar sonra, Mekke’de Safa altından.
Dağ kadar bir hayvandır, ayırır iyiyi fenadan.
Daha sonraki alamet, güneş, doğacaktır garbdan.

Kafirler bunu görünce, imana gelecek ceman,
Fakat, kabul olmaz artık, doğru yola gelen mihman.
Alametlerin biri de, Aden’den çıkan bir duhan.
Kâ’beyi yıkacak hem de habeş renkli birkaç yaban,

Yer yüzünde kalmayacak, büyük nimet olan Kur’an.
Müslümanlar hep ölecek, yaşayacak Ehli tuğyan.
Her kötülüğü yapacak, insan adlı canaveran,
Lakin Hicazdan bir ateş, verip herkese heyecan.

Şaşkın, azgın dolaşırken, kıyamet kopar na-gehan.
Daha neler olur, amma söyleyemez onu, lisan.)
Ne hazindir, ne yazıktır; Mabud oldu, falan filan,
İlahi, sen korumazsan, olur hep sonumuz giryan.

Bu irtidad modasında; işimiz suç, günah, isyan.
İnsanlar, yolu şaşırdı; gemisin kurtaran kaptan!
Etrafımın zulmetinden, beni de kapladı nisyan.
Ömür geçti, pek süratle, uyan gönül, artık uyan!

Hep, bu dünyaya çalıştın; ahiretin oldu ziyan.
Düştün bedenin peşine, kalbini eyledin viran.
Akla, ilme hiç uymadın; nefis oldu, sana kumandan,
Geçti gençlik, hep gafletle; dünya hırsındasın elan.

Nasihat hiç dinlemedin; yoldan çıktın, sanki sekran.
Dünya zevklerine daldın; şimdi halin ah-ü figan.
Hainler aldattı seni; sandın sonsuz bu deveran.
Didinmeler, boşa gitti; yar olmadı, servet saman!

İslam'a uyan kimse, anladım olur şadüman,
Ne yazık, ömrü uçurdum, yeis çöktü, her taraftan,
Keşke, Kur’ana uysaydım; olurdum, ebedi sultan,
Dünyaya malik olsa da; kalmıyor insan bi payan!

Hani Dara ve İskender; hani Roma, hani Yunan?
Hani Nemrud, hani Firavn; hani Karun, hani Haman?
Hani Cengiz, hani Hitler! nesi kaldı, zikre şayan?
Edison, Markoni, Pastör, ahirette bulmaz ihsan!

Dünyaya fayda verenler; sanma olur, kamil insan!
Yılandan tiryak yapılır; zehir olur bazen derman!
Sakın bakma görünüşe, insanın kemali, iman!
İman eden, tembel olmaz; çalışınız! diyor Sübhan,

Tembeli ve gericiyi; zem etti Nebiy-yi zişan,
Bir hadisde buyurdu ki (Rabbe mahbubdur, çalışan!)
Ruhu da, düşünmek lazım; hep bedeni besler, hayvan!
Bu bedenin sağlamlığı; geçer, sanki ab-ı revan!

Evet, beden lazım, Çünkü; odur, ruhumuz taşıyan.
Her birin korumak gerek, böyle olmalı, Müslüman!
Nebiyyullah, boş durdu mu? İyi düşün, eyle izan!
Eshabın hepsi olmuştu; sulhda üstad, harpte arslan.

Bunları bildiğim halde, nefse uydum, halim lerzan.
Günahlardan sakınmadım; böyle mi olurdu şükran?
Hilmi ümidini kesme, Rabbinin ismidir, Rahman!
İlahi imdad et bize; etrafımız sarmış düşman!

Kitab, gazete, film, radyo; olmuş hepsi birer şeytan.
Bunlar doğruyu gösterse; olur idi, hepsi burhan.
Bilgi, fen kaynakları da; niye aceb, böyle husran?
Yeni fizik, modern kimya seni gösteriyor, her an!

Her zerre diyor, Allah var; atomdan ta be asüman!
Fakat, bunları gören yok; kalplerden silinmiş irfan.
Hakka inad edenlere; olur dünya elbet zindan!
Avrupa, Amerika hem; Asya’da da, niçin buhran?

Çünkü, Hakkı görmüyorlar; kafalarını sarmış duman,
Maddede yükselmiş amma; haberi yok insanlıktan!
Rahat, huzur beklenir mi komünizm ve masonluktan?
Seadete kavuşamaz; İslamlıktan uzaklaşan!

Moskova radyosu her gün; dine çattı, bu Ramazan.
Çok alçakça, pek namerdce; İslam'a eyledi bühtan.
Küfür, devam ederse de; zâlimler kalkar aradan,
Zâlime imhal ederim; ihmalim yok! dedi Yezdan.

Müslümanlar üzülmesin; Kuranı hıfz eder Deyyan!
Tarihde hep böyle oldu; küfürde geldi, Peygamberan,
Dünyayı zulmet basınca; doğar idi şems-i taban,
Şimdi de hidayet şemsi; doğacak, Anadoludan!

Hidayete ermek için; Habibullah, verdi imkan!
Habib ne demek? Düşünse; kemalini anlar, insan.
Ya Rab! büyük nebidir O; köleleri, olur sultan!
Bir kalbe sevgisi dolsa; eder envar, ondan feyzan.

Niye görünmüyor o şems? Ama olmuş, bütün cihan,
Sonsuz nimet, büyük şeref; Onu sevmekte, bi güman.
Onun sevgisine vallah; malım, canım olsun kurban!
Şekerin tadını bilmez; ağzına koymayan bir an.

Günahkârım, yüzüm kara; fakat kalbim, aşkla leman.
Aşkile pek çok yaş döktüm; şahiddir, hak-i Erzincan!
Bu sevgi, cürme son verdi; halim oldu, nale figan.
Bilinmez son nefes, amma; seadete budur nişan!

Nimet, Onu sevmek imiş; oldu bana şimdi ıyan!
Habibin yanında olsun; bu aşkı bizlere sunan!

Erenlerin sohbeti
Erenlerin sohbeti, ele giresi değil.
Sohbete kavuşanlar, mahrum kalası değil.

Gezmek gerek her yeri, bulmak için, bir eri,
sarraf tanır cevheri, herkes bilesi değil.

Akar suyun başına, kapalı desti konsa,
kırk yıl, orda dursa da, âbı alası değil.

Sohbet, kalbi eder pâk, ona imrenir eflâk,
âdemi, ârif eden, tâcı hırkası değil.

Önce iman etmeli, harâmdan, el çekmeli,
ruh gıdasın bilmeli: Badem helvası değil!

.

 

Dilde zikir, gönülde aşk, Habibim! ..
Güzel yaratmış ruhumu, Sahibim! ..
Tüm âzama, farz sünnete sahibim
Bütün güzellikleri veren Rabb’im!

Çağlar gönül, ağlar gözler zikirde
Yok, para, pul, mal, mülk, dünya, fikirde
Tek bir nefes, zengin de bir, fakir de
Güzellerden zikirler deren Rabb’im! ..

Besmele ile başlarız, her şeye
Üç ismin üç nur, yüz on dört sureye
Senin eşsiz anahtarın yüreğe
İşlemişiz, gizlemişiz Ya Rabb’im! ..

“Estağfurullah el Azim! ..” bir anlık
Gaflete düşünce, günah, karanlık...
Her gün en az yetmiş tevbe, pişmanlık...
Tüm günahlarımızı örten Rabb’im! ..

Yanımızda, canımızda Resulün
Salâvatla şefaat umar, kulun
Kul hakkı yok, Sana borçlu, kabulün
Esirgeyen ve bağışlayan Rabb’im!

“Lâ İlâhe İllallah! ..” ilk sözümüz
Muhammet Resulullah, özümüz
Senden başkasını görmez gözümüz
Kabir azabından kurtaran Rabb’im!

“Allah! ..” diye kalp açılır, kapanır
“Allah! ..” derken, nefes, nabız hızlanır
“Allah! ..” diyen, delireceğim, sanır
Bütün damarlarımda akan Rabb’im!

“Hu, Hu! ..” diyor, her bir teneffüs eden
Sana inanan ve Seni reddeden
Aldığı nefese şükreder beden
Yarattıkların tutsak Sana Rabb’im!

“Hak, Hak,Ya Hak! ..” yine Hak, Hakikat
Gerçekliğini haykırıyor hilkat
Seni anlatmaya yetmiyor takat
Sen, kendini bizlere duyur Rabb’im!

“Hay! ..” derim, hayattasın, canlı Sensin
Ölmeden cansız olduğum bilensin
Ölümle beden kirini silensin
Senden başka kalıcı yoktur Rabb’im!

“Kayyum! ..” Sana ulaştıran kanattır
Ya Rab, bu ne ilim, bu ne sanattır! ?
Bize düşen emrine itaattir
Kendiliğinden var, bir Sensin Rabb’im!

“Kahhar! ..” ismine gelmiş, dayanmışım
Bilmediğim bir renge boyanmışım
Gece gündüz bu ismini anmışım
Anmışım, anmışım, yanmışım Rabb’im!
 

Onur Bilge

.